Alicia Erian’ın “Towelhead” isimli ünlü romanından uyarlanan “Tabu”, yaşamakta olduğumuz günlerin kokuşmuşluğunu, Teksas’ın Huston kentinde cinselliğini keşfeden 13 yaşındaki Jasira’yı merkeze alarak anlatan bir olgunlaşma melodramı. Kanımızı donduracak bir uzlaşmazlığın, sübyancılık, ırkçılık, gençliğin yabancılaşması, erişkinlerin sersemliği ve taşranın kötücüllüğüyle harmanlanmış hali anlatılıyor.
Kısacası senarist-yönetmen Alan Ball’ın eserlerini az çok tanıyanları şaşırtacak bir film değil. Nihayetinde o Emmy ödüllü “Six Feet Under” dizisinin ve Oskar ödüllü “American Beauty / Amerikan Güzeli”nin senaryo yazarı; uzlaşmaz tutumuyla ve bam tellerine basma ve sınırları zorlama becerisiyle tanınan biri…
Projenin ortaya çıkışının kolay gerçekleştirildiği sanılmasın. Nitekim Ball’a sorulduğunda sanılanın tam tersi olduğunu söylüyor: “Çılgın bir serüvendi” diyor Ball, “Romanı okuduktan sonra bu filmi yapmanın kolay olmayacağını biliyordum ama bu denli zor olabileceğini düşünmediğimi de söylemeliyim. Bununla birlikte ortaya çıkan üründen çok çok hoşnudum. Yolculuğun her bir adımı zordu, çok çok zordu”.
Ball ile Seattle Uluslararası Film Festivali sırasında “Tabu” ve yönetmenliğe başlaması hakkında konuştuk.

Senarist-yönetmen Alan Ball ve filmin başrol oyuncusu Summer Bishil...
Filmin ismi üzerine…
“Filmin ismi bu. Aslında bu uzun süre mücadele ettiğim konulardan biri. Adı bu olmalıydı çünkü romanın ismi buydu. Zaten uyan isim de buydu ve başka herhangi bir isimle gün yüzüne çıkmamalıydı. Başka bir isimle çıkmasına izin veremezdim”.
“Senaryoyu ‘Towelhead’ isimli romandan uyarlamıştım. Alicia Erian romanının ismini böyle koymuştu ve ben de bu ismi kullandım. Bu isimle metin tek tek tüm stüdyoları dolaştı. Her bir küçük stüdyoyu dolaştı. Ufacık tefecik her bağımsız film stüdyosunu dolaştı. İsmi duyan herkes dehşete düştü. Sonunda, filme para bulmak için ismi değiştirelim mi acaba diye düşünmeye başladık”.
“Düşündük taşındık ve sonunda filmi tamamen bağımsız bir proje olarak yapmaya ve 2007 Toronto Film Festivalinde, aslında hiç de iyi bir isim olmayan “Nothing is private / Hiçbir şey özel değildir” ismiyle gösterime soktuk. Bu ismin gerçek ismi kadar iyi ve güzel olduğunu düşünmüyorduk. Sonunda Warner Bros, filmin dağıtımı ile ilgilenmeye başladığında filmi orijinal adıyla, ‘Towelhead’ olarak vizyona sokmak istediğini söyledi ve bu isimle dağıttılar. Bundan büyük bir mutluluk duydum ve hala da duyuyorum”.
Bu romandan çok iyi bir filmin çıkabileceğini anlamak hakkında...
Öyle olduğunu gördüm. Öyle özgün, öyle biricikti ki. Çok gerçek olduğunu hissettiriyordu. Asla komedi sınıfına sokmamış olmama karşın özündeki mizahı sevdim. Kültürlerin çatışmasını, yaşamla bire bir örtüşen gerçek ve çok iyi gözlemlenmiş detayları sevdim. Doludizgin bir gidişti ve gözden kaçıramazdım. Bir hafta içinde okudum ve okuduğum sürece finalde çok çok kötü bir şeylerin olacağını düşünerek dehşete düşüyordum. Ama olmadı. O ucuz, yapmacık Holivud sonları gibi bir kurtuluşla sonlanmadı. Çok gerçekti ve bu sondan duygusal olarak çok etkilendim”.
“Kötü” insanlarla değil, işlenen kötülükle ilgili film yapmanın riskleri…
“Kitap karakterlerini yargılamayı, haklarında hüküm vermeyi reddediyordu ve ben filmin de bunu yapmaması gerektiğine inandım. Bu her bakış açısı için böyle değildir ve filmlerinde yalnızca siyah ve beyazı sergilemek isteyenler için düş kırıklığı olmuştur. Ben “her şeyin” doğru ya da “her şeyin” yanlış olmasını pek de ilginç bulmam. İnsanların katmanlarını, derinliklerini, onları onlar yapan şeyleri görmek isterim. Kitap bunu çok iyi bir şekilde başarmıştı ve ben de filmde bu başarılırsa doğru bir şey yapılacağına inandım”.
Kara mizah ile hoş görülebilir duygusallık arasında bir hatta yürümek…
“Bu hatta yürümek bilinçli bir seçim değildi. Öykü ve kitap aynı yönde olduğu için böyle oldu. Seni huzursuz ediyor ama görmemezlikten de gelemiyorsun ve çok da komik, neşeli ama aynı zamanda da seni duygusal anlamda içine alıveriyor.”
“Ana hedefimiz, seyirciyi, kendi nedenleri doğrultusunda yapmamaları gereken şeyleri yapan tüm karakterlerle, özellikle de Jasira ile birlikte duygusal olarak işin içine çekmekti. Çünkü eninde sonunda onlar da insan ve yalnızlar. Kendilerini güven içinde hissetmiyorlar. Ama aynı zamanda sıcaklar ve özenliler, onlara destek olanlara karşı da sevgi dolular. Eğer bunları sergileyemeseydik işimizi iyi yapmış olmayacaktık diye düşünüyorum”.
“Beni şaşırtan şeylerden biri, filmi ilk kez seyircilerle birlikte seyrettiğimde ne çok gülündüğü ve ne kadar çok komik şeyin olduğuydu. İşe kimi sahneleri komik yapmak düşüncesiyle başlamamıştım ama sanırım filmin mizahı durumların saçma sapanlığından ileri geliyor. Bir yönetmen olarak buna oyuncuların yol açtığını düşünüyorum ve dürüst olmak gerekirse, benim en ciddiye alarak çektiğim sahneler en çok gülünen sahneler oldu. Bu filmi komedi filmi olarak çekseydik bir rezalet olurdu, bu konuda hiçbir şüphem yok”.
Tek boyutlu arketipler yerine karmaşık insanların işlenmesi…
“Sinemaya gittiğimde, benim adıma düşündüklerini, benim yerime yargıladıklarını ve benden sessizce oturup tüm bunları dinlememi beklediklerini biliyorum ve bunu hiç önemsemiyorum. Benim karşılık verdiğim öyküler, tüm düzensizliği ve vahşi güzelliğiyle hayatın karmaşıklığını anlatan ve bana nasıl düşünmem gerektiğini söylemeyenler. Ve sonrasında, öyküyle interaktif bir iletişim içinde olma, onu daha tatmin eden biçime dönüştürme hakkım var. İzlemek istediğim eserler sadece bunlar ve tabii ki yapmak istediğim de bu”.
“Kültürümüzün büyük bir bölümü bize bir şeyler satmakla ilgileniyor, manipüle edecek şekilde tasarlanmış. Bu nedenle yaratılan sanat ürünlerinin büyük bir çoğunluğu bir ürünün bizim tarafımızdan satın alınmasına çalışılması ve bizi buna ikna etmek için, moda olan bir şeyi bize satmak ve hayatımızın onun sayesinde nasıl daha güvenilir olacağının tanıtımı ve reklamının yapılması için yaratılıyor. Ve bütün bunlar özellikle üretiliyor. İçten değil. Gerçek değil. Günümüz kültürü tarafından törpülenmeden, gerçek ve samimi bir hayat yaşamanın git gide daha güçleştiğini düşünüyorum. Bugün yaşadığımız topluma egemen olan kültür, pazarlama kültürü ve ben bu kültürle uzaktan yakından ilgilenmediğim gibi onu desteklemek de istemiyorum. Ben gerçek olandan, önemli olandan söz etmek istiyorum ve umarım yaptığım işle bunu başarıyorumdur”.
Summer Bishil’in keşfedilmesi…
“Tanrı’ya şükürler olsun ki onu bulduk! Filmin bu oyuncuya bağlı olduğunu biliyordum ve filme kefil olan şirket, Thomas ve Jasira rolünü üstlenecek oyuncuların 18 yaş üzeri olmasını istediğini aksi hale filmi sigortalamayacaklarını söyledi. Dolayısı ile böyle bir kızı bulmamız zorunluydu”.
“Onu ilk gördüğümde, aman Allahım! Gördüğünüzde hemen dikkatinizi çeken, sizi ele geçiren biriydi. Sırf güzel olduğu için değil, hemen seveceğiniz bir olduğu için. Summer bu rolün gerektirdiği her şeydi ve bu rolün onun olacağı çok belliydi”.
“Onunla ilgili en iyi şeylerden biri de 18 yaşında olmasına karşın onda çocuksu bir yan, çocuklara özgü tavır ve ifadenin olmasıydı. Beş yaşından beri oyunculuk yapan biri gibi değildi. Sanki kaderin bir oyunuymuş gibi Summer’ın oyunculuk geçmişi olmasına rağmen yoğun ve zor sahneleri doğal bir biçimde oynayabilme güdüsü vardı ve de hiçbir biçimde şehvet, iğrenme, tiksinti uyandırmıyordu. Tüm bir filmi yüklenip taşıyacak bir karakter yaratmayı becerebildi.
Modern eleştiriye imkan veren dönem projesi…
“Sizi olayların içine girme olanağı veriyor. Bu öykü, Birinci Körfez Savaşı sırasında, Bush isimli bir adamın ABD’nin Başkanı olduğu bir dönemde geçiyor. Şimdi ABD Orta Doğu’yu savaşla sarsıyor ve Bush ve Cheney isimli birileri silahları kuşanın diye haykırıyorlar. On yedi, on sekiz yıl geçti ama hiçbir şey değişmedi”.
“Bunun böyle devam etmesinin suçu bir anlamda bize ait diye düşünüyorum. Seçmen kitlesi olarak, paranın ve kurumların bu şekilde kullanılması yetkisini hükümete biz verdik. Biz dikkati inanılmaz bir biçimde kolayca dağılan bir toplum olduğumuz için bunlar yaşanıyor. Her gün biraz daha fazla çalışmak zorundayız ve yapmak istediğimiz en son şey kafamızı karmaşık sorunlarla sarıp sarmalamak ve kendimizi eğitmek. Televizyonun düğmesine basmak ya da video oyunlarının fişini takmak çok daha kolay. Ne yazık ki bunun bedelini ülkemizin soyup soğana çevrilmesiyle, en yüksek bedeli ödeyene satılmakla ödüyoruz ve bu çok büyük bir şansızlık”.
“Bu filmdeki ana karakterin Müslüman, hatta Rıfat’ın Iraklı olmasını eleştiren yazılar okudum ve bunlara nasıl bir yanıt verebileceğimi bilmiyorum. Bir Arap karakter görüyorlar ve bu onlara hemen İslam’ı ve Irak’ı çağrıştırıyor. Rıfat’ın ve Jasira’nın Hıristiyan oldukları filmde daha açık nasıl anlatılabilirdi? Onların Lübnanlı olduklarını daha kaç kez söylemem gerekir? Hala bu yanlış anlamalar, yanlış yorumlar sürüyor ve ne yazık ki yukarıda sözünü ettiğim eleştirileri yazanlar büyük yayın organlarında yazan kişiler”.
“Bunlar ya inanılmaz cahilce şeyler, ki bunun hiçbir özrü yok, ya da kasten yazılmış yazılar, ki bu durumda daha da affedilemez bir durum söz konusu. Şimdi çok iddialı bir şey söyleyeceğim; bu durum insan türünün başarısızlığıdır çünkü aynı türe, aynı guruba ait olduğunu düşünmeyi beceremediği için kendi yaşadığı çevreyi yok eden tek canlı türü biziz. Bugün içinde yaşadığımız dünya bu ve eğer bu, hakkında düşünmeye değmiyorsa ne değiyor?