Kamuoyu sinemadaki gelişmelerden habersiz! Star Gazetesi/ 27 Ekim 2009
Sinemamız yine çalkantılı bir dönemden geçiyor. Bayat haber deyip yazıyı okumamazlık etmeyeceksiniz herhalde! Bir okuyun bakalım neler oluyormuş? Türkiye 86 yıllık Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir sinema merkezine kavuşmak üzere, hükümet ve sinemacılar bunu müzakere ediyor kimsenin haberi yok! Kamuoyu sinemadaki gelişmelerden habersiz! Tam da dünyada parlak başarılarıyla tanınan, dikkat çeken ve ekonomik boyutu iştah kabartan bir sinemaya kavuşmuşken ona sahip çıkılması gerek.
Kim nasıl çekip çevirecek sinemamızı? Nereye yönlendirecek? Bunlar hayati meseleler gibi görünmeyebilir geniş kitlelere. Ne kadar hayati olduğunu, bir uygarlığın kültürüyle varolduğunu vurgulamak için Yılmaz Güney’in kişiliğinin ve “Yol” filminin bu ülkeye, faşist otoritenin sansürcülüğüne rağmen yaptığı olumlu katkıyı hatırlatırım. Bir de diplomasimiz ne kadar yırtınsa da bir tane abuk subuk “Geceyarısı Ekspresi”nin yol açtığı hasarı hatırlatırım. Düşünün son altı aydır bu ülkede barışın simgesi bile bir film: “İki Dil Bir Bavul”. Şu sıralar sinemalarda oynayan bu samimi ve ustalıklı belgesel drama, ücra bir Doğu köyünde öğrencilerin sadece Kürtçe, gencecik öğretmenin sadece Türkçe bildiği bir okulda yaşanan eğitimin trajikomik yanını bize göstererek hümanist açılımı bir çırpıda gerçekleştirivermedi mi?
Sinema haberlerini magazin sayfalarında görmeye alıştırıldığımız için bu alanda ne denli ciddi işler yapıldığını ve yapılacağını unuttuk! Varsa yoksa oyuncuların özel hayatı! Kim kiminle nerede merakı! Bir de filmlerin her birinden bir sevişme sahnesi, bir politik skandal, bir kavga aracı bulup çıkarma becerisi! Sonunda sinemacıları isyan ettirdiler. Türkiye Sinema Platformu olarak aşağıdaki bildiriyi yazmak zorunda kaldık.
“Türk sinemasının yaratıcı ve uygulayıcıları özellikle son dönemde yoğun biçimde nezaket, eleştiri ve gazetecilik sınırlarını aşan saldırılarla, hakarete varan yayınlara maruz kaldı. Bazı medya mensuplarının, sinemacıların özel hayatlarının gizliliğini ihlal ederek onları karalayan yayınlar yapmalarını derin bir üzüntüyle takip ettik. Basın ahlakını hiçe sayanların, bizzat meslektaşları tarafından eleştirilip kınandığını görmek tek tesellimizdir.
Haksız karalamalarını, sinemacılarımızın rol aldıkları filmler ve görev aldıkları yan etkinlikler dolayısıyla katıldığı 46. Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne dil uzatmaya dek vardıranları, festival organizasyonunu gerçekleştiren ekibe ve festivale katılan sinemacılara iftiralar atanları kınıyoruz.
Haber verme, kamuoyuna yansıtma, kamuoyu oluşturma işlevlerini unutup, haber “imal eden”, basın özgürlüğünü kötüye kullanan bu zihniyetin bir an evvel terk edilmesini diliyor; sağduyulu, vicdanlı, meslek etiğine sahip çıkan medya yöneticilerini ve çalışanlarını göreve ve dayanışmaya davet ediyoruz”.
Sinemanın asıl yeri kültür sanat sayfaları ve programlarıdır, oysa Türkiye’de sinemayı neredeyse magazinle özdeşleştirdik! Gazetelerin günlük eklerine ve televizyonların dedikodu programlarına tıkıştırdık! O bakışla, o üslupla sinema haberciliği yapılınca ve sinema sektörünün büyük bir kısmı televizyon dizilerine kayınca ipler koptu. Gerçekle kurmacanın birbirine karıştığı, şöhretlerle medyanın birbiriyle dalaştığı sağlıksız bir durum çıktı ortaya.
Bütün medya tarafından sinema gereken ciddiyetle ele alınsa ne kadar önemli meseleler bulunduğu da fark edilir ve kamuoyu oluşturulurdu. Oysa şimdi tozdan dumandan ferman okunmuyor. Ortada bir yasa taslağı var, Türkiye’de sinemanın yükselişine yakışan özerk bir kurum değilse bile iyi kötü bir sinema merkezine kavuşmak üzereyiz. Buna rağmen kamuoyunun nasıl bir yenilenme ve değişim yaşanacağından haberi yok, ama olması gerek. Artık sinemaya ve sinemacılara sahip çıkan bir kamuoyu oluşturmak için bütün medya harekete geçmeli; sevişirmiş gibi yapan Beren Saat’in sırtından başka bir yere bakmalı.