Sayın Ertuğrul Günay,
FSE genel kongresi , üyelerimizi ilgilendiren bir konu hakkında desteğinizi almak için size bu mektubu yazmamı istemiş bulunmaktadır. FSE ( Avrupa Senaryo Yazarları Federasyonu) tüm Avrupa içinde 28 üye yazarlar birliğine sahiptir. Bir üyemiz de, 220 üyeye sahip Türkiye Senaryo Yazarları Derneği (SENDER)’dir.
Türkiye sinemasının yeni bir yapılanma içinde olduğu görünmektedir. Ben ülkenizde yapılan filmlerin Türkiye sinema seyircisinin % 50 si ile buluştuğunun farkında olduğumu söylemek istiyorum. Bu oran diğer bir çok Avrupa ülkesi ile karşılaştırılınca çok büyük bir başarıdır. Yılda üretilen 50 – 60 film için 30 milyondan fazla biletin kesilmesi, Türkiye sinemasının kültürel önemini doğrulamaktadır. ( Zaten kültürel kuvvet ülkelerin kültürel yaşamları üzerinde de önemli bir etkiye sahip olmalıdır.)
Türk filmleri aynı zamanda Avrupa’nın geri kalan kısmında da büyük bir başarıya sahiptir. Sinema perdesinden yansıyan Türkiye, kendisine karşı daha fazla anlayış ve takdir besleyen yüksek miktarda sinema seyircisini de beraberinde getirmiştir.
Ne yazık ki, Türkiye’ de sinema alanında uygulanan kanunların yürütülmesindeki yapısal yetersizlikler bu başarının değerini düşürmekte, gölgede bırakmaktadır. Biz bu sorunlar üzerinde yorum yapacak olursak, gerçek olan durumun; FSE üyesi loncalardaki bir çok meslektaşımızın entelektüel mülkiyet haklarının bu yapıdan dolayı zarar görmesi olduğunu söyleyebiliriz.
Bununla birlikte bu hayranlık duyulacak başarılarınızın etkisini azaltan temel problemlerden biri Türkiyeli ve uluslararası yaratıcıların entelektüel mülkiyet haklarının çalınması – yani- korsanlık sorunudur.
Kültür Bakanlığı’nın bu konuda ciddi çabalar gösterdiğini, bu çabaların sonucu IIPA raporlarında “öncelikli izlenecek ülkeler” kategorisinden “izlenecek ülkeler” kategorisine yükseldiğinizin farkındayız. Ve haklarımızın korunması konusunda yapılan bu faaliyetler için yetkililere teşekkür ediyoruz. Ancak üzülerek söylemek zorundayım ki, Türkiyeli yetkililerin yaptığı bu çalışmalara rağmen korsanlık, hem Türkiyeli hem Avrupalı yaratıcılar için en önemli, düşündürücü, ciddi problemlerden biri olmaya devam ediyor.
Korsanlık kadar kötü etkileri olan ikinci problem, senaryo yazarlarının ve diğer yaratıcıların yapımcılar ve yayıncılarla yaptıkları kontratların yapısı-meslektaşlarımızın haklarına sınırsız ve süresiz el konmasının istenilmesidir.
Bu da korsanlık sorunundan ayırt edilmemesi gereken bir konudur.
Ülkenizdeki, yakınlarda gelişen olumlu bir haber de TRT’nin SİNEBİR adlı toplayıcı örgütün görüşme talebini kabul etmiş olmasıdır. Türkiye’ de bu kurumların yapısı, kanunların etkin olmayan yetersiz uygulamalarında adres olabilir. Ancak, bu kuruluşların meslek birliği olarak yapılandırılması fonksiyonlarını yerine getirmelerinde birçok problem yaratmaktadır.
Bu problemler Türkiye film endüstrisinin başarısını gölgelemektedir.
Bu yüzden azami ilgi göstermeniz ve bu sorunların sebebini bulup çözümüne ulaşmanız için size başvuruda bulunuyorum. Sizin Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ nin 27. Maddesinden haberdar olduğunuzu elbette ki farkındayım. Bildiğiniz gibi Bern Konvansiyonunda Türkiye tarafından imzalanan beyannamenin bu maddesinde “Herkesin yaratıcısı olduğu bilim, edebiyat ve sanat ürünlerinden doğan maddi ve manevi çıkarlarının korunmasına hakkı vardır.” denilmektedir.
Gerçekte Türk kanunları bu maddeleri takdire şayan bir şekilde kendi yapısına 5846 nolu yasayla uygulamaya çalışmıştır. Ama ne yazık ki olumlu birçok yanı olan bu yasaya pratikte çok fazla uyulmadığı gözükmektedir. Bu problem de Türkiye film ve televizyon endüstrisini kötü etkilemektedir.
Kanunda ve pratikte belirtilen eser sahiplerinin maddi ve manevi haklarının sağlanması yaratıcı endüstrilerin güç ve başarısının da sağlanması için en faydalı konudur.
Türkiye entelektüel mülkiyet alanlarını oluşturan meslekleri uygun legal bir statüye koymak - ki bu meslekler film ve TV programlarını kapsamaktadır - ve etkin toplayıcı örgütlerin tanımlarını uluslar arası normlara uygun hale getirmek ve çalışmasını kolaylaştırmak, Türkiye film ve TV endüstrisini güçlendirecektir.
Bu kuvvetlendirme, Türkiye sinema ve TV sektöründe yaşanan gelişmelerin bir sonucu olarak yakın zamanlarda tüm dünyada etkisi hissedilen Türkiye’nin kültürel yapısının güçlülüğünü korumasına yardımcı olacaktır.
CHRİSTİNA KALLAS
FSE BAŞKANI